Deprecated: Assigning the return value of new by reference is deprecated in /home/devkanat/domains/devkanatlar.com/public_html/v1.4/belgesel/index.php on line 3 Deprecated: Assigning the return value of new by reference is deprecated in /home/devkanat/domains/devkanatlar.com/public_html/smarty/libs/mainSite/Belgesel/site.lib.php on line 78 Deprecated: Assigning the return value of new by reference is deprecated in /home/devkanat/domains/devkanatlar.com/public_html/smarty/libs/mainSite/Belgesel/site.lib.php on line 79 "Dev Kanatlar: Kara Akbaba" Belgesel Film - Genel Bilgi
Genel Bilgi > Bozkırın Çocukları: Anadolu Yaban Koyunu

Ece Soydam'ın kaleminden Bozkırın Çocukları belgeseli

Türkiye'de belgesel yapabileceğim tek ciddi kurumun TRT olduğunu biliyordum ve 1993'te TRT'ye gidip gelmeye, önce orada gönüllü olarak sonra da ücretli çalışmaya başladım. 1996 yılında TRT'ye ara vererek, Toronto Üniversitesi'nde antropoloji yüksek lisansı için Kanada'ya gittim. 1998'de Türkiye'ye döndüğümde TRT'nin internet yayıncılığını yürüten "Saytek" bölümünde çalışmaya başladım ama aklım hâlâ belgeselde ve Kanada'dayken gitmeyi kafaya koyduğum bir eğitimdeydi. Sonunda 2002 yılında ABD'de Antropolojik Belgesel eğitimi almaya başladım.

TRT-Saytek'e döndüğümde Ankara Televizyon Müdürlüğü'ne 10 bölümlük "Anadolu'nun Yaban Hayatı" belgesel dizisini önerdim. Program önerisine sıcak bakıldı ve uzunca bir süreçten sonra benim geçici görevle Belgesel Programlar Müdürlüğü'ne geçişim sağlandı. Benim gönlümde yatan, diziye kurt belgeseliyle başlamaktı. Kurtlar konusunda uzman olan Emre Can ile zaten yıllar öncesinden görüşmeye başlamıştım. Bu proje için tekrar bir araya geldik ve nerelerde hangi koşullarda çekim yapılabileceğini görüşmeye başladık. Koşullar çok zor görünüyordu çünkü Türkiye'deki bilimsel araştırmalar ve TRT'nin bu alandaki teknik olanakları yetersizdi. Bu nedenle seçtiğim 10 bölüm içinde böyle bir deneme için en uygun olan Anadolu yaban koyunları gibi görünüyordu. Nispeten kontrollü bir ortamda, Türkiye'ye özgü, soyu tehlike altında bir tür, Türkiye'nin en iyi koruma örneklerinden biri ve tehlikeli olmayan bir tür olması nedeniyle herkes için ilk olacak bir çalışmaya daha uygundu.

Bu arada çeşitli yaban hayatı belgesellerinin kamera arkası görüntülerini izliyor, varsa kitaplarını okuyor, yaban hayatı fotoğrafçılığıyla paralel gidebilecek bilgilerden yararlanıyordum. Bu konuda zaten sayısı az olan yayınları yurtdışından getirtmiş, yaban hayatıyla ilgili çeşitli yabancı dergilere abone olmuştum. Bu kitaplardan çeşitli bilgiler derleyerek Türkçe'ye çevirdim ve yaban hayatı belgeselciliğinde karşılaşılabilecek sorunlar, görev dağılımları, çeşitli yöntemler konusundaki bilgileri ekibe yazılı olarak dağıttım.

Bu özette en fazla öne çıkan konu, sabırla beklemek ve kamuflajdı. "Bazen günlerce bekleyebilir ve tek bir kare çekemeyebilirsiniz" cümlesini defalarca tekrarlıyor ve ekibin bu fikre alışmasını sağlamaya çalışıyordum. Diğer önemli konu olan kamuflaj ise çözümü daha kolay bir sorundu. Hem seyyar bir çekim çadırımız olacaktı, hem de arazide belirlenecek yerlerde sabit noktalar yapılacaktı.

Bu amaçla çekim alanımız Konya-Bozdağ'a giderek yaban koyunlarının otlamak ya da su içmek için en çok kullandıkları bölgeleri ve kulübe yapılabilecek noktaları belirledik. Hangi mevsimde hangi noktaların daha verimli olacağı, ulaşım koşulları, görüş açısı, çekim uzaklığı, güneşin durumu gibi unsurlar da kulübe yerlerinin seçiminde dikkat edilmesi gereken konulardı.

Kulübelerin pencereleri yerden kaç santimetre yükseklikte olacak, pencere yüksekliği ve genişliği ne kadar olacak gibi kararları hep TRT'nin kamera servisiyle birlikte, kameranın genelde yerden ne kadar yüksekte duracağı, objektif yüksekliği, hareket alanı gibi detayları düşünerek belirledik. Kamera bakımından kararlarımız yanlış olmadı ama pencerelerin yüksekliği, çekim yapmadığımız anlarda oturarak gözlem yapmamıza uygun değildi. Çok dik oturup kafamızı iyice kaldırırsak idare edebiliyorduk ama o da çok uzun süre koruyabileceğimiz bir duruş değildi! Biz de genelde ayakta ama bu sefer de eğilerek gözlem yapmak ya da oturduğumuz yeri yükseltmek zorunda kaldık.

Milli Parklar'daki koruma görevlilerinden de aldığımız bilgilere göre yaban koyunları arazide yeni gördükleri bir şeye uzun sürede alışıyor, yaklaşmaktan çekiniyordu. Bu nedenle kulübeleri çekimler başlamadan yaklaşık bir ay önce inşa ettik. Böylece biz daha çekimlere başlamadan yaban koyunları kulübelerin görüntüsüne alıştı ve bir zarar gelmeyeceğini anladı.

Daha sonra kulübelerin pencereleri için siyah ve yeşil kamuflaj perdeler dikildi. Bu perdeler yaban koyunlarının bizi görmesini engelleyecek, ortaları fermuarlı olduğu için de objektifi rahatlıkla dışarı çıkarmamızı sağlayacaktı.

Bozdağ'da 5 adet çekim kulübesi yaptırdıktan sonra sıra kamuflaj çekim çadırına gelmişti. Çadırın da tasarımı için uzun süre uğraştık. İnternetten özellikle av ve yaban hayatı fotoğrafçılığıyla ilgili sitelere girip birçok kamuflaj çadır örneği bulmuştum. Bunları çekime ve bizim kamera sistemimize uyarlamak için uzun süre düşündük, birçok çizim yaptık. Sonunda uygun fiyata yapabilecek bir de avcı/çadırcı bulunca onlarla da fikir geliştirerek olanaklar ölçüsünde bir çekim çadırı yaptırmayı başardık. Kullanılan malzeme nedeniyle oldukça hantal olan bu çadır gene de çekimlerde çok işimize yaradı. Çekim kulübeleri ve çadırı çoğu zaman yeterli oluyordu.

Çekim koşullarını okuduğum kitaplardan, yaban hayatıyla ilgili kişilerden ve gene koruma görevlileriyle olan konuşmalardan yararlanarak bütün ekibe anlatmıştım.

Temel kurallar aslında teoride basitti:

  • Yaban koyunlarının bizi görmemesi için her sabah güneş doğmadan, karanlıkta kulübelere girilecek, güneş battıktan sonra kulübeden çıkılacak
  • Kulübe içinde mümkün olduğu kadar sessiz kalınacak, çekim sırasında hayvanların kaçmaması için kesinlikle konuşulmayacak
  • Giysilerimiz ya da yanımızda götürdüğümüz eşyalar kesinlikle ses çıkarmayacak
  • Hayvanların kokudan etkilenmemesi için sigara içilmeyecek
  • Açık arazi olması nedeniyle yaban koyunları bizi çok uzaktan bile görebileceği için bütün gün çok zor durumda kalmadıkça tuvalete gidilmeyecek
  • Her an her şey olabileceği için hayvan gelse de gelmese de bütün gün kulübede kalınacak
  • Çekim yapılmadığı zamanlarda sürekli gözlem yapılarak görüş alanımız içinde meydana gelen hiçbir olay kaçırılmayacak.

Çekimlerde bizi en çok kış dönemi zorladı. Bir sabah uyandığımızda öyle çok kar yağmıştı ki arazi aracı bile yalnızca birkaç metre gidebildi. Çekim noktasına traktörle gitmeye çalıştığımızda ise traktör hareket halindeyken bile mazotu donuyordu ve zaten onunla da daha fazla yol katedemedik. Binada mahsur kalmıştık. Birkaç gün sonra Konya'ya giden yolu greyder açtı, ancak araziye giden yolu açmaya olanak yoktu. Biz de düşündük taşındık ve ellerimizde kazma kürek yürüyerek en yakın tepeye tırmandık. Buraya yaban koyunlarının gelme şansı çok yüksekti. Hepimiz işe koyularak, Eskimoların yaptığı "igloo"lara benzeyen, kardan bir çekim kulübesi yaptık!

Yaban koyunu belgeselinin çekimlerinde alternatif görüntü alma yöntemleri de denedik. Bunlardan biri de robot kameraydı. Robot kamerayı bahar döneminde, yaban koyunlarının yavrulama mevsiminde kullandık. Bu dönemde yaban koyunlarına yaklaşmak iyice zordu. Doğum yapacak dişi yaban koyunları sürüden ayrılıyor ve doğum yaptıktan bir iki hafta sonrasına kadar tek başlarına sürüden ayrı yaşıyorlardı. Doğum sahnesi çekme şansımız çok azdı ama aynı anda, ana kamera, robot kamera ve MiniDV kullanarak şansımızı artırmaya çalıştık. Robot kameranın bir avantajı da, bizden uzakta durduğu ve iyi kamufle edildiği için yaban koyunlarının çok daha az dikkatini çekmesiydi.

Öncelikle, kamerayı nasıl kullanacağımızı öğrendik. Ama daha da önemlisi, güç kaynağı sorunuydu. Robot kamerayı ve Betacam SP kayıt cihazını dağın başında nasıl çalıştıracaktık? Bunun pratik bir çözümü yoktu. Kullanmamız gereken UPS (Kesintisiz Güç Kaynağı) cihazı yaklaşık 100 kilogram ağırlığındaydı. Ancak bizim çekim saatimiz günde 12 saate çıkabileceği halde, UPS yalnızca 6 saat kullanılabiliyordu. Bu nedenle, arada açıp kapayabilmemiz için UPS'in bizimle aynı noktada bulunması gerekiyordu. Robot kamera ise bizden yaklaşık 150 metre uzakta, güç kaynağına kabloyla bağlı olarak durabilirdi.

Arazi şartlarında UPS'i kullanmak kolay olmadı. Ağırlığı ve şarj sorunu kullanımı güçleştiriyordu. O dönemde kameraman Mazlum ana kamerada, ben de robotun başındaydım. Robot kamerayı daha sonra kulübelerin içinde de kullandık ve çok güzel alt açı görüntüleri elde ettik, birçok deneme yaptık. Ancak bu görüntüler belgeselin genel yapısına uygun düşmediği ve SP olarak kaydedildiği için kullanmamayı tercih ettim. Doğum anını görebilseydik, kullanmaya değer görüntüler elde edebilecektik. Ancak çabalarımız deneysel bir çalışma olmakla kaldı.

Bir yıllık yaşam döngüsünü izlediğimiz yaban koyununun doğum sahnesini çekmeyi çok istiyorduk. Üç kamera farklı noktalarda çekim yapıyordu. Ben MiniDV ile kulübelerden uzak bir noktada tek başıma güneşin altında bütün gün hiç kımıldamadan bekliyordum. Doğum anını çekmeye en yaklaştığımız zaman, benim küçük kameramla kayaların dibinde beklerken hamile bir dişinin beni fark etmeden 2 metre yakınıma yattığı zamandı. Uzunca bir süre dinlendi, bana göre her an doğuracak gibiydi ama sonra kalktı ve gitti! Yaban hayatı belgeselciliğinde şansın da biraz önemli olduğunu o an daha iyi anladım. Bütün hazırlıklarımız ve çektiğimiz zahmetler boşa gitmişti.

"Anadolu'nun Yaban Hayatı" gibi her biri en az iki yıl gerektiren uzun çalışmalarda, ne kadar çok çıktı olursa o kadar iyi oluyor. Bozkırın Çocukları bütün ekip için bir ilk deneyimdi ve bir kamera arkası belgeseli yapılamadı. Ancak fotoğraflanması ve belgelenmesi, başından beri gündemdeydi. Milli Parklar'da çalışan fotoğrafçı Aykut İnce, projede bizimle birlikte çalışmayı kabul etti. Daha önce doğa ve yaban hayatı fotoğrafçılığı konusunda deneyimi vardı, ancak tek bir tür üzerine çalışmamıştı. Belgesel için yaptırdığımız kulübeleri ve çadırı genelde biz çekimde olmadığımız zamanlarda, bazen de bizimle birlikte kullanarak o da bir yıl boyunca yaban koyunlarını, onlarla aynı yaşam alanını paylaşan kurt, kartal gibi diğer canlıları ve bizim çalışmalarımızı fotoğraflama işini üstlendi ve iyi bir yaban koyunu fotoğraf arşivi ortaya çıktı. Bu fotoğraflarla afiş, broşür, CD kapağı ve web sitesinin görsel malzemesi karşılandı. Gala gecesinde, en güzel fotoğraflardan oluşan bir sergi de açıldı. Ayrıca bu fotoğraflarla birlikte projeyi ve yaban koyununu tanıtan bir yazı National Geographic Türkiye dergisinde Haziran 2004'te yayımlandı.

Bir yıl içinde tam 130 çekim gününü tamamladık, yaklaşık 60 saatlik görüntü elde ettik, Bozkırın Çocukları: Anadolu Yaban Koyunu belgeselini bitirdik, web sitesini yayına soktuk, gala ve sergisini yaptık ve belgesel 8 Ekim 2004'te yayınlandı. Daha sonra 9 kez tekrar yayını yapılan belgesel, Türkiye'de bir ilk olduğu için büyük ilgi gördü, iletişim fakültelerine gösterime ve seminerlere gittik. Bu proje bize de ekip olarak çok şey öğretti.

"Dev Kanatlar: Kara Akbaba" belgeseli, bu iki yıllık deneyimle sağlanan bilgi birikimi üzerine kuruldu. BBC'de olduğu gibi yaklaşık kırk yıllık bir birikim üzerine kurulmasını çok isterdim çünkü iki yıl gerçekten çok az bir süre. Daha gidecek çok yolumuz, öğrenecek çok şeyimiz var ama gene de iyi bir noktadan başlamış olduğumuz için memnunum.

Belgeselin VCD'si TRT Market'ten edinilebilir.

VCD'nin satın alınabileceği adresler:
Bozkırın Çocukları
Bozkırın Çocukları (İngilizce altyazılı)

Belgeselin internet sitesini www.bozkirincocuklari.com adresinden ziyaret edebilirsiniz.